Nihilizm ve narsizm arasında biryerlerde...
Şu hayat dediğimiz şey hergün resetliyor bizi.Gece başka hayallerle yatıyor,sabah başka düşüncelerle uyanıyorum.Hiçbir zaman tamam oldum diyemiyorsun.Hayat sana sürekli kendini yenilemeni hükmediyor.Tırnaklarını kesiyorsun uzuyor,temizliyorsun kirleniyor..
Hep bir başa sarma,hep bir yeniden başlama..
Peki yeniden başlarken kendini çok değerli sayıp herşeyin üstünde görmek mi, yoksa sadece bir hiç olduğumuzu kabul etmek mi?
Benim en çok tercih ettiğim,kendini çok seven biri olarak tabii ki kendini değerli görmek.Ben böyle büyütüldüm; hep çok güzel,çok akıllı,hep başarılı.Özgüven tavan, attım kendimi ailem olmadan hayata ve gördüm ki sana sadece ailen böyle hissettiriyor!!
Sen en güzel değilsin,en başarılı değilsin.Senden güzeli,senden akıllısı,senden yaratıcısı var.Başarısızlığı tattım sonra..terkedilmeyi,başkasına tercih edilmeyi..
Sonra dedim ki demek ki ben bir hiçim,bir özelliğim yok,bu zamana kadar öğrendiklerimin bir değeri yok,hayat sana hep yenilerini öğretecek..
Zaman zaman hala Fight Club filmininde etkisinde kalarak aslında hiçbir anlamım olmadığını,sadece bir toz olduğumu düşünüyorum.
Ama başka bir sabah uyandığımda da okadar seviyorumki herşeyi yeniden,ben diyorum ışığım,daha çok aydınlatmalıyım dünyayı.Evet,en güzeli,en parlağı değilim ama ben de olmalıyım.Tabii ki çok sevilebilirim ama vazgeçilinebilir benden de.Tıpkı benim vazgeçtiğim gibi,ben de olmazsa olmazı değilim hiç kimsenin.Başkalarının benden fazla olması ya da daha çok tercih edilmesi azaltmaz benim değerimi.
Yani sözün özü; ne çok değerli ne de değersiziz.Zaman zaman modumuz değişebilir,ama sadece geçici bir süreç olduğunu bilirsek,herşey daha kolay olur.
Ve bu yazıya bulduğum özet; Birileri vazgeçsin ki başkaları tercih etsin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder